Reklam
Reklam

Mahir Ünal açıkladı! Türkiye V modeli ile büyüyecek

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, Kanal7 Televizyonu'nda yayınlanan, Mehmet Acet'in moderatörlüğündeki Başkent Kulisi programına katılarak gündeme dair açıklamalarda bulundu. Ünal Türkiye'nin Korona sonrasında V modeli olarak tabir edilen büyüme şekli ile gelişim göstereceğini beklediğini açıkladı.

Mahir Ünal açıkladı! Türkiye V modeli ile büyüyecek
Mahir Ünal açıkladı! Türkiye V modeli ile büyüyecek admin
Bu içerik 110 kez okundu.
Reklam


AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, Kanal7 Televizyonu'nda yayınlanan, Mehmet Acet'in moderatörlüğündeki Başkent Kulisi programına katılarak gündeme dair açıklamalarda bulunuyor.

 

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal'ın açıklamaları şu şekilde:



Fiziksel mesafenin artmasıyla hayatımız biraz daha dijitalleşti. Video konferanslar ile büyük bir kısmını şuan yaptığımız gibi gerçekleştiriyoruz görüşmelerimizi. Çalışma odamız adeta bir yeni yaşam alanı haline geldi. Bu korona günleriyle beraber sanırım dijital dönüşüm 10 yıl erkene çekildi. 10 yıl sonra ihtiyaç duyacağımız bir çok teknolojik değişim daha erken süreçte hayatımıza girdi.

Türkiye adeta koronayla mücadelede diğer ülkelerle kıyaslandığında hem sağlık sistemi açısından hem de bilişim altyapısından üretim yeteceğine kadar bir çok ülkeye göre adeta destan yazdı. Bir siyasetçi olarak söyleyebilirim ki AK partinin 18 yılda her alanda yaptığı çalışmalar, Türkiye'yi bu büyük krize hazırlamış adeta. Yani bu yaşadığımız salgının boyutunu anlamak için yayılımına bakmamız gerekiyor.

İnsanoğlu ilk defa bütün kıtalarda aynı anda, aynı zamanda ortak bir krizi yaşıyor. Geçmişte dünyanın değişik bölgelerinde lokal salgın, hastalık, savaş ve krizler yaşanmıştır ama ilk defa insanoğlu aynı anda anda aynı mahrumiyetleri yaşıyor, aynı sağlık sorunlarını yaşıyor. Bu insanlık tarihi açısından da çok büyük bir kırılma oluşturacağını düşünüyorum. İnsanın duygu deneyim, davranış ve ilişkileri açısından insanlara bundan sonra kalıcı izler bırakacağını düşünüyorum. İşte böylesine büyük bir krize Türkiye son derece her anlamda hazırlıklı yakalandı. Değer temelli toplumların dayanışma, merhamet, iyilik, paylaşma ve komşuluk gibi kadim değerlerini koruyan toplulukların, böyle zor zamanlarda gerçek değerin ne olduğunu görmüş olduk. Bu değerlerin insan yaşantısında ne kadar kıymetli olduğunu gördük. Çünkü maalesef İspanya'da, ABD'de bir çok ülkede yaşlıların ölüme terkedildiğine şahit olduk. Kamyonların içerisinde unutulmuş cesetler, huzur evlerinde terkedilmiş insanlar gördük. Ama Türkiye hem yurt içi hem de yurt dışında her bir vatandaşına sahip çıktı. Bunun temel atyapınısını, toplumumuzun iyilik, merhamet ve dayanışması ile AK Parti'nin yıllardan gelen çalışmaları ile  "insanı yaşat ki devlet yaşasın" ile "yaratılanı yaradandan ötürü severiz" söyleminin bir sözden değil inançtan olduğunu görmüş olduk.

- Üretmek yerine tedarik ile hayatlarını sürdüren toplumların maske bile bulamadığına, her şeyini dışardan ithal eden ülkelerin nasıl kriz ortamlarında zorlandıklarını gördük. Türkiye 60'a yakın ülkede yardımlarda bulundu. Diğer taraftan tarım ürünleri üreten ve üretici konumda bulunan ülkelerin de bu süreçte ne kadar avantajlı olduklarını gördük. Temel ihtiyaçları karşılayan toplumların aslında bizim ihtiyaç diye gördüğümüz bir çok şeyin ihtiyaç olmadığını, aslında önemli olanın temel ihtiyaçlar olduğunu gördük. Kriz yönetimini başarılı bir şekilde sürdüren ve o normal rutini içerisinde konforlu ve alışkanlıklarıyla hayatını sürdüren toplumların krizle karşılaştıklarında nasıl zorlandıklarını gördük. Biz çokça uzun bir zamandır büyük krizlerle mücadele ediyoruz. Londra'da bir bıçaklı saldır olduğunda şehir adeta kilitleniyor, ama biz bu ülkede 18 yıldan beri 4 ayrı terör örgütüyle mücadele ediyoruz. Bu çok önemli bir şey krizlere şerbetli olmak. Biz bunların ne kadar avantajlı olduğunu gördük.

Bundan sonra ne gibi değişiklik olacak. Bir kere öyle konuşulduğu gibi insanların küreselleşmenin sonucu olarak sınırların ortadan kalkmayacağını gördük. Ülkelerin biraz daha kendi sınırlarını koruyacaklarını ve kendi içine kapanacakları durumu görünüyor. suanda uluslararası seyahat ve turizm nasıl olacak diye dönüp baktığımızda eskisi gibi olmayacağını görüyoruz. Ülkeler pasaportunuzu gösterdiğinizde rahatçta seyahat edebileceğiniz ülkeler olmaktan çıkacak. Çünkü ülkelerin artık biyolojik anlamda sizin hastalık taşıyıp taşımadığınıza daha dikkat edeceğini, isteyecekleri. Seyahat özgürlüğünden tutun da bir çok konuda bir takım değişiklikler yaşayacağız. Sistem değişikliği olacak mı konusunda benim gördüğüm, ülkeler bu krizle birlikte yeni öğrenmeler edindi, açıklarını kapatacak üretimine odaklanacaklar. Kendi tedariklerini sağlamak için bir çaba gösterecekler. Kendi kendilerine yetecek temel ihtiyaç maddelerinin üretiminde önlemler alacaklar. AB, NATO gibi bir takım uluslararası sistemin kurumları kendilerini yeniden gözden geçirecekler. AB bazında baktığımızda      " Sırp Cumhurbaşkanı AB yalanmış dedi". Yani bu süreçte AB kendi üyelerine bile yardım edemedi. İtalya ve İspanya'nın durumu ortada. Sistemin kendisini bir gözden geçirmesi de gerekiyor ancak temel bir sistem değişikliğinden ziyade mevcut sistemi iyileştirmek ve farklı alışkanlıklarda davranış değişiklerinin geliştirilmesi üzerine bir sonuç gerçekleşecek. Üretim yeteceği güçlü ülkeler bu kriz sonrasında, L, U ve V gibi modellerde gelişim süreçleri vardır. Türkiye'de bir V modeli sıçrama bekliyorum Koronavirüs sonrasında. Diğer ülkeler sistemlerindeki iyileştirmeleri düşünürken Türkiye üretim yeteceği, kriz yönetim becerisi ve yüksek potansiyeli ile ciddi bir sıçrama gerçekleştirecek. Toplumsal olarak ciddi bir özgüven de yaşadık. Almanya yaklaşık 3 buçuk aydır uzaktan eğitime nasıl geçeceğini tartışıyor, biz 3 günde geçtik. Bütün bunlar insanımızda özgüven oluşması sonucunu doğurdu. 

-(Sosyal medyada etik ilkesi) Bu bir farkındalık çalışması. İnsanların evlere kapanmasıyla sosyal ağlar daha yoğun olarak kullanılmaya başlandı. İnsanlar geçmişte ortalama üç saat sosyal medya kullanımı yapıyorlardı. Fiziksel mesafe ortadan kalkıp evlere kapandığımızda bu üç saat yaklaşık 6 saat 8 saate çıktı. İnsanlar evlerinde sosyal ağlarda daha çok vakit geçiriyor ve gündem bu ağlar üzerinden gelişmeye başladı. Dolayısıyla gündem de buradan belirlenmeye başlandı. Dezenformasyonun, bilgi kirliliğinin artmaya başlaması gibi bir sonuçla karşılaştık. Bizim 9 Ocakta açıkladığımız bir şeydi sosyal medyada etik kuralları. AK Parti'nin bu tarihte çalışmaya başladığını duyurmuştuk. O zaman bir komisyon kurmuştur. Bu bir gönüllülük çalışmasıdır. Bunun AB'de de örnekleri var. Dezenformasyonla mücadele çerçevesinde yürütülen ve bir takım etik kurallara dikkat çeken bir çalışmanın benzerini Türkiye'de yapmalıyız dedik. Bu komisyon 3 ay çalıştıktan sonra insan etkileşiminin temel ahlaki dinamiklerinin 12 madde üzerinde mutabık kaldı ve Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanız sn Recep Tayyip Erdoğan'ın onayıyla AK Parti olarak bunu yayınladık. Fakat bunları yayınladıktan sonra bizim beklediğimiz şeyler, bunların herhangi bir inanç ideolojiyle ilişkisi yok. Ahlak felsefesi açısından insanoğlunun temel etkileşim ve iletişiminin ahlaki dinamikleridir bunlar. Biz herkesi buna uymaya davet ederken, şöyle bir durumla karşılaştık: Bu bir farkındalık çalışması her birimiz sosyal medyadaki paylaşımlarımızla ilgili bir durup düşünüp yüzleşelim. Ama bu muhasebe içerisinde olmak yerine, kendi kapımızın önünü temizlemek, kendimize bir ayna tutmak yerine; CHP, MHP, İYİ Parti için de AK Parti için de; hangi siyasi görüş olursa olsun bunu yapmamız gerekirken bir de baktık ki özellikle CHP kanalından bu etik değerler üzerinden bize dönük bir saldırı başlatıldı. AK Partililer kendi trollerini eğitmek, terbiye etmek için böyle bir çalışma başlatıldı gibi hiç de ahlaki olmayan ötekileştirme yapıldı.

Biz bunu ilk açıkladığımızda AK Parti teşkilat ve üyelerimizi bu kurallara uymaya davet ediyoruz. Biz bu kurallara uyacağız ve bu kuralları hazırlayan komisyon aynı zamanda bir etik kurul gibi çalışıp denetim yapacak. Diğer siyasi partileri de buna uymaya davet edeceğiz. Biz bunu yapıyoruz şuan. Teşkilat üyelerimizi, mensuplarımızı bu anlamda denetliyoruz. Fakat benim asıl anlatmaya çalıştığım şey, karşı taraftan siyasi olmayan bir etik meselede aynı hassasiyeti beklerken, karşı taraf bu hassasiyeti göstermek yerine maalesef bu meseleyi de siyasallaştırıp yine kendi siyasetlerinin malzemesi haline getirdiler.

AK Parti sosyal medyada gerçek kişiler olarak kurulu. Bizim 2 milyon 100 bin teşkilat mensubumuz var. Bunlar hakikate gerçeklere yaslanarak fikirlerini paylaşıyor. 11 milyon üyemiz var onlar da aynı şekilde sosyal medyada gerçek kişi olarak bulunuyor. Yani fake hesaplar, sahte hesaplar, bot hesaplar AK Parti'nin bunlarla işi olmaz. AK Parti'nin rollerle işi olmaz. Ama maalesef AK Parti'nin trollükle, teşkilat mensuplarına yönelik suçlamalarla karşılaştık. Biz de onlara dönüp dedik ki bu mesele siyaset değil, farkındalık meselesi lütfen siz de kendi çevrenizi, kendi üye ve teşkilat mensuplarınızı, sosyal medyadaki eylemlerinizi bu etik değerler doğrultusunda düşünün. Geçtiğimiz günlerde bir çalışma yaptık sosyal medyada "Milli hesaplar burada diye" Neden böyle bir çalışma yaptık; Aslında bu hesaplar Cumhur ittifakının sosyal medya ayağını oluşturuyor.  Ve milli hesaplar Sosyal medya etik kurallarına uyacağını taahhüt eden, bunun göstergesi olarak da yeşil ikon kullanan hesaplar. Biz etik kurulu olarak öncelikle bu kurallara uyacağını taahhüt eden kişileri denetliyoruz. 

- (Sosyal medyayı denetleme mekanizması hakkında) Şimdi her şeyden önce bu bir farkındalık çalışması. Bunun cezai müeyedesi bulunan bir çalışma değil. Bu sosyal medyada bir farkındalık oluşturmak, etik değerlere dikkat çeken bir çalışma. Ve amacına da ulaşmış bir çalışma. En azından sosyal medyada bu etik değerler gündeme geldi, tartışıldı. İnsanlar bununla bir muhasebe yaptı, kendileriyle yüzleşti. Çünkü artık ciddi anlamda sosyal medyada iş çığırından çıkmaya başladı. Biz dedik bi beraberce düşünelim, paylaşımlarımızın ne kadar ahlaki olduğuyla yüzleşelim. Yani bunun AK Partlisi, bunun CHP'li, MHP'li, İYİ Partilisi olmaz. Bu bir insani mesele. Ama bir baktık ki yeşil ikon kullanan -ki bu uygulama gönülllük esasıyla yapıldığı için kurumsal kriterlerle yapılan bir uygulama değil- en ağır hakaretleri yapan hesaplar var. Bunlarla ilgili bu ahlaki değerlerin suçlanması da ayrı bir konu. Bakıyorum ki özellikle CHP kanallarında yeşil ikonları kullananlar şunları dedi gibi söylemler başladı. Evet burada bir fake hesap her türlü gayri ahlaki ifadeler kullanıp, 12 maddeye uygun olmayan davranışlar gösterip bu çalışmayı sıradanlaştırmak isteyebilir. Ama bu yapılan, 12 maddeyi itibarsızlaştırmaz ve bu çalışmayı anlamsız hale getirmez. Ez cümle bu bir farkındalık ve gönüllülük çalışması. Tıpkı Almanya ve Fransa'nın yaptığı gibi bunun yasal bir altyapısının sağlanması gerekir. Özellikle Fransa ve Almanya'nın yaptığı çalışmanın iki ortak yönü var: Yasal temsilci atama yükümlülüğü. AB'nin iki kırmızı çizgisi var bu konuda: Dezenformasyonla mücadele ile terörle mücadele.

(Yasal ayağı hakkında) Bu konu TBMM'nin vereceği bir karar. TBMM'de gündeme bayramdan sonra gele de bilir. Bu parti grupların alacağı karara bağlı. En son Fransa bununla ilgili bir düşünce gerçekleşti. Bunu her şeyden önce AK Parti meclis grubunun kararına bırakmak lazım. Bu konu hakkında grup başkan vekillerimizin açıklama yapması daha doğru olur. 

(Darbe söylentileri hakkında) Türkiye'de bir darbe ruhunu sürdüren zihin yapısı var. Bu ruhu sürdüren zihin yapısının alt yapısı, şimdiki nesiller hatırlamaz bu ülkede 20 yıl hürriyet ve anayasa kutlandı. 27 mayıs darbesi bir bayram olarak kutlandı. 1982 yılında kaldırıldı. Bir darbe yapılıyor. Ülkenin başbakanı ve iki bakanı idam ediliyor. Mustafa Kemal Atatürk'ün demokrasi iradesiyle kurduğu Cumhuriyet 1960 darbesiyle beraber çok çirkin bir darbeci yapıyla tanışıyor. Bu zihniyet bu günü 27 Mayısı 20 yıl boyunca bayram olarak kutlatıyor. Bugün bizim darbeleri konuştuğumuz günlerde o 20 yıl boyunca darbe bayramı olarak kutlanan sürece bakmak lazım. 27 Mayıs cuntası ile doğrudan derin ilişkiler vardır. O cuntacı zihniyet 1954 seçimlerinin kaybedilmesiyle beraber harekete geçmiştir. CHP kendisini her zaman bu ülkede rejimin sistemin devletin sahibi olarak görmüş, millet üzerinde millet oluşturmuşlardır. Bugün de CHP'lilerin yetkililerin, sözcülerin diline baktığınızda şunu görürsünüz. Milletin seçtiği Cumhurbaşkanına, sisteme bakıp hala meşru değil diyen ve saray rejimi kılacak diye tehdit eden ruhla karşı karşıyayız. Bu ruhun yaşadığı yer CHP'dir. CHP bu ruhu, hakim olamadığı her yapıyı gali meşru ilan eden bir ruh var. Bu anlayış CHP'nin içerisinde hep var, var olmaya devam ediyor. Bu ruhun kalbini 27 mayıs oluşturuyor. Bunu doğru görmek lazım.

(Kemal Kılıçdaroğlu'nun darbe karşıtı ifadeleri hakkında.) Bunlar lafügüzaf. Azıcık demokrasi tarihi okuyan bunun böyle olmadığını bilir. CHP ile 27 mayıs cuntacıları arasındaki ilişkiyi herkes bilir. 1960 sonrası süreçte askeri vesayet yıllarındaki süreçte CHP'nin aldığı pozisyonu herkes bilir. En son 27 Mayıs e muhtırasında aldıkları pozisyonu biliyoruz. 15 Temmuz sonrası aldıkları pozisyona baktığımızda göreceğiz. Kontrollü darbeden, tiyatroya kadar kullandıkları dil ortada. 16 Temmuz sabahı şehitlerimize üzülme fırsatı bualamadan bunların şu iddialarıyla karşılaştık. Köprüde şu kadar asker katettiniz. Tayvan'dan bir fotoğraf bulup Türkiye'de servis ettiler. Bu anlayış kontrollü darbe söylemlerini beraberinde getirdi. Bu anlayış Gezi'de de aynı şeyi yaptı. Gezi de bunlar açısından bir yönüyle romantik sol sosun tatlandırdığı bir anlayışları da var. Bir anda Çav Bella söyleyip devrim yapmaya çalışan bir şeyle, bir ruhsal durumla karşı karşıyayız.

Darbe söylentilerini AK Parti başlatmadı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarına Grup Başkanvekilleri, İl Başkanlarının açıklamalarına bakın. Ya seçimle ya da başka bir şekilde olacak. Bunların hepsi gidecek devletin çarkları çalışmaya başlayacak diyenlere bakın. Bugünkü devlet yapısını Saray rejimi olarak adlandırılıyor. Meşru hükümeti tanımıyor, kendi kafasında bir devlet kavramı var, o doğrultuda darbeci anlayışın devlet algısı ona göre devlettir. O algı dışındaki tüm yapılar gayrimeşrudur. Onlar meseleye bu şekilde bakıyor ve yıkılması gerektiğini düşünüyor. Meseleye böyle bakıyorlar, zaman zaman bilinç altının dışa vurumu olarak çıkıyor, sonrasında biz demokrasinin yanındayız ifadeleriyle çark etmeler yaşanıyor. Bu zihniyet CHP'de varlığını sürdürdü. Bu ülkede 27 Mayıs darbesinin 20 yıl bayram olarak kutlanmasının ne demek olduğuna bakmak gerek.

15 Temmuz'da milletin darbeye karışanlara nasıl karşılık verdiğini düşünüp anlaması gerekiyor. Birileri buna niyet ederse 15 Temmuz'u hatırlaması gerekir. Fakat onların bunu anlamadığı bir nokta var. Bunun için CHP'nin yapısal bir analizini yapalım: Herhangi bir siyaset ve muhalefet yapmaları söz konusu değildir. CHP'nin yaptığı karşıtlık ve düşmanlıktır. Düşmanımın düşmanı benim dostumdur mantığıyla hareket edip Esad'ı Hafter'i, Doğu Akdeniz'de Yunanistan'ı, Güney Suriye'de YPG/PYD'ye sempati besleyen, kontrollü darbe ve tiyatro söylemleriyle FETÖ'ye sempati beseleyen, Türk mahkeme ve hakim/savcılarını hedefine koyan bir CHP var karşımızda. Bu CHP şimdi de şundan medet buldu. Kovid sonrası dünyada bir çok şey değişecek. Muhtemelen Koronayla mücadelede Türkiye başarsız olacaktır. Korona nedeniyle oluşan memnuniyetsizliklerden dolayı belki bir kriz çıkacaktı ve bundan medet uman, hiçbir şey yapmayan, ama düşmanın başına gelecek kötülüklerden medet uman, düşmanına düşmanlık yapan herkesi dost olarak gören bir şeye siyaset dilemeyiz. İllerde pandemi kurulu oluşturuluyor. Her ilin kendi krizini zamanında yönetmek için oluşturuldu. Buraya belediye başkanları da dahil. Danıştay kararıyla Fransa'da belediyelerin yetkileri kısıtlandı. Biz burada Belediyeleri de pandemi kurulunun bir parçası haline getirerek valiliklerle koordinasyon halinde çalışmalarını söyledik. Bir çok CHP'li belediye pandemi kurullarında çalışmayı reddetti. Burada bile ayrı baş çektiler. Sahra hastaneleri gibi tuhaflıklar, Bilim Kurullarının açıklamalarını itibarsızlaştırmaya çalıştılar, kendi kurullarını oluşturdular. Açıkladığınız oranlar doğru değil demeye kalkıştılar. DSÖ Türkiye'yi övüyor. Bütün dünya Türkiye'yi takdir ediyor. Bunlar gitti Uganda'yı örnek gösterdi, Küba'yı övdü. Sahiden düşündüğünüz zaman şunu düşünmeden edemiyorsunuz. Bu nasıl bir ruh halidir. İşte bütün bu olumsuzluklardan medet uman, bu olumsuzlukları seçimle ya da başka bir şekilde ima eden ruh haliyle karşı karşıyayız. Bu ruh halinin daha fazla deşifre edilmesi, daha çok afişe edilmesi gerekiyor.

- Vefa destek grubuna PKK saldırıyor. Manşetlerinde ortak bir dil var. Burada PKK diyemeyen bir dil ile karşı karşıyayız. Televizyonlarını en fazla 20 dakika izleyebiliyorsunuz. Nefret, yalan dezenformasyon her eyi gayri meşru gören, devletin bütün kurumlarına saldıran, Uganda'yı örnek gösterip Küba'ya hayranlık duyan yayınlar. Düşünün ülkeniz Isveç'te bulunan bir vatandaşınızı özel jet ile alıyor, aynı gün bakıyorsunuz İsveç'e övgü yazıları yazılıyor, o getirilen vatandaşı sağlık bakanının akrabası olarak gösterip itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. 

(CHP Yüreğir İlçe yöneticisi, Vefa Destek Grubu'na yönelik söylemleri ve gözaltına alınması) Bu olay bütün bir anlattıklarımızın sonucudur. Ömer Çelik'in bunlarla ilgili bir tabiri var diyor ki "Demokrasiyi Felç Etme Örgütü". Bu çok güzel bir tanımlama. Siz demokrasiyi felç edip yıkım siyaseti yaparsanız, PKK'nın Van'da Vefa Sosyal Destek Grubuna benzer saldırıları gibi sizin partiniz de saldırmaya başlar. Bunu meşru görmediği için saldırmaya başlıyor. Siz saray rejimi der, Cumhurbaşkanlığı'nı meşru görmezseniz, Valiliklerin yaptığı hizmetleri siyasi parti hizmetiymiş gibi nitelerseniz sonuçta böyle bir saldırı ortaya çıkar. Bu meşruiyet krizini CHP'nin bir an önce terk etmesi gerekiyor. Bu konuda Cumhurbaşkanımızın yaklaşımını söyleyeyim size: Kadın kollarımız da destek olmak istedi bu yapıya ancak Cumhurbaşkanımız parti olarak valiliğin çalışmalarının içinde olmamız doğru olmaz dedi. Tam da işte bu yüzden, buralar siyasi partinin faaliyeti haline dönüşmesin diye valiler ve STK'lar ortak çalışma ile yürütsün, ancak biz parti olarak buralarda olmayalım. Parti olarak ayrı çalışma yapalım dedi. Cumhurbaşkanımız bu kadar hassasiyet gösterirken öbür tarafta devleti saray rejimi olarak gösteren ve nefret unsuru oluşturan bir akıl ile karşı karşıyayız. 

-(Belediyelerin bağış toplaması) Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. Hepimizi bağlayan yasaları vardır. 2860 sayılı yardımların nasıl toplanıp yapılacağına ilişkin bir yasa var, bir de belediye kanunları var. Belediye kanunlarında belediyenin nasıl bağış alacağına ilişkin kurallar var. Burada kurallar ikiye ayrılıyor şartlı ve şartsız bağış olmak üzere. Belediye Başkanının onayı ile, bir kısmı ise Belediye meclisinin onayı ile yapılıyor. Yardım ve bağış arasında fark var. Bu farkı belirsizleştirmek için dezenformasyon çalışması yürüttüler. Devletin 2860 sayılı yasası diyor ki Belediyeler yardım kampanyası düzenleyecekse valilikten izin alması gerekiyor. Eğer iyi niyetliyse bu Belediye Başkanı, valiyle beraber pandemi kurulunda çalışır. Ortak komisyonda beraber çalışmaları gerekiyor. Amir hükmü gereğince bu konuyu vali ile görüşmesi gerekirken diyor ki "ben canımın istediği gibi yardım kampanyası düzenlerim" Yasanın koruyuculuğunu üstlenir devlet. CHP'liler diyor ki ne var bunda. Bu cümle çok önemlidir. Cumhurbaşkanı da Blediye Başkanı da seçilmiştir. Kemal Sunal'ın bir filmi vardır sanıyorum köyden indim şehre filminde. İstanbul'a gidiyorlar Nişantaşı'na gidecekler. Fakat nasıl gideceklerini bilmiyorlar. O anda Beşiktaş'a giden bir minibüs görüyorlar ve içerinden biri diyor ki "Ne fark eder. Ha Beşiktaş ha Nişantaşı ne fark eder. Hadi Beşiktaş minibüsüne binelim." Şimdi böyle bir akıl olabilir mi, diyor ki Cumhurbaşkanı da Belediye Başkanı da seçilmiştir, ne fark eder. O zaman kullandıkları dile dikkat edin. Merkezi hükümet, yerel hükümet diyorlardı. Aslında bu bize, geçmişte Hendek olayları öncesinde HDP'li Belediyelerin yaptığı girişimleri hatırlatmalı. Köşe başlarında özerklik metni okuyup kaçıyorlardı. Bu bir bilinçaltının dışa vurumudur. Bu konudaki yasal düzenlemeler nerede? Bu canınızın istediği şekilde şekillenecek bir şey değil ki. Yargı kararı hoşlarına giderse güzel, gitmezse saray yargısı diyorlar. Bu devletimizin meşruiyetine zarar veriyor. Sorumlulukla izah edilebilir bir durum değildir bu. Bunların oturup bir muhasebe yapmaları, yaptıklarıyla yüzleşmeleri gerekir. Gaflet ve dalaletten yapıyorlarsa eğer bunu kendilerini muhasebe etmeleri gerekir. 
Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X